Bu yazıda İngilizce diyalogları ve kullanım yerlerini Türkçe açıklamalarıyla birlikte vereceğiz.

ingilizce diyaloglar

İngilizce dünyanın en çok öğrenilen ve konuşulan dili olduğundan bu dili anlamaya yönelik yapılan her bir çalışma veya alıştırma sizi bir adım ileriye taşıyacaktır. İngilizce diyaloglar da bu çalışma ve alıştırmalardan biridir. İngilizce diyalog niye önemli diye bir soru soracak olursak, cevabını bir çok şekilde sıralayabiliriz.

Bunlardan bir tanesi, size konuşma kalıbını öğretmek olacak. Kalıp ezberlemek öğrenme kabiliyetimizi sekteye uğratmaz mı peki? Belki bu soruya cevabınız evet olabilir ama ezberleyeceğiniz bu kalıplar sayesinde konuşma kabiliyetinizi pratik yönden geliştirmiş olursunuz. Bu sayede kafanızda bildiğiniz kelimeleri hatırlamaya çalışmak veya düşüncelerinizi İngilizce çevirmek yerine bu kalıpları kullanarak daha hızlı ve kolay bir şekilde cevap verebilirsiniz.

Yani hatırlarken veya çevirirken harcayacağımız zamanı bu bilgilerimizi (konuşma kalıplarını) kullanarak konuşmayı daha verimli hale getirebiliriz. Ayrıca kelimeleri hatırlamaya veya çevirmeye çalışmak konuşmanın gidişatı açısından pek sağlıklı olmayacaktır. Konuşmamız genellikle ee, ıı gibi düşünme sesleriyle kesileceğinden karşınızdaki kişinin sabrı kalmayabilir ve sizi dinlemeyebilir. Bu da sizde hem güven kaybına hem de konuşmanızın bozulmasına sebep olacaktır. İngilizce diyaloglara çalışmanın bir diğer faydası da bize o insanların günlük hayatlarında dili nasıl kullandığını göstermektir. Yemek yerken, sinemaya giderken, bir şeyler alırken gibi benzeri durumları resmeden diyaloglar bu ortamlarda hangi cümleleri kullanmamız gerektiğini öğretir.

Bu sayede nerde neyi söylememiz gerektiğini öğreniriz bu da bize güven aşılar. İngilizce diyaloglarda kullanılan kelime grupları ve cümleler öğrenmemizi kolaylaştırırken, onların kültürlerine dair bize de ipuçları verir. Dil bir kültür aracı olduğundan o dili öğrenmek veya insanlar arasındaki bu diyaloglarda o kültürün parçası olarak da nitelendirilebilir. Diyaloglardaki her bir cümle aslında bu insanların (Amerikan, İngiliz) kültürlerini anlatan bir aynadır. Kültürüne aşina olduğumuz bir toplumun dilini de daha etkili ve yararlı bir şekilde kullanırız.

Bu yazıda sizlerle günlük kullanabileceğiniz İngilizce diyalog çeşitlerini sunuyoruz.

At a Doctor (Doktordayken)

Doctor : Hello Mrs. Rose. (Merhaba bayan Rose.)
Mrs. Rose : Hi Doctor. (Merhaba Doktor.)

Doctor : How are you feeling? (Nasıl hissediyorsunuz?)
Mrs. Rose : I don’t feel good. (İyi hissetmiyorum.)

Doctor : What’s bothering you? (Sizi rahatsız eden nedir?)
Mrs. Rose : I have a stomachache and a headache. (Baş ve karın ağrım var.)

Doctor : Where does it hurt? (Neresi acıyor?)
Mrs. Rose : Here. (Burası.)

Doctor : Do you have a fever? (Ateşiniz var mı?)
Mrs. Rose : No, I don’t think so. (Hayır, sanmıyorum.)

Doctor :OK. Let me look at your throat. Open your mouth. Your throat is red. Does it hurt? (Tamam. Boğazına bir bakayım. Ağzınızı açın. Boğazınız kızarık. Acıyor mu peki?)
Mrs. Rose :Yes. It’s sore. (Evet şiddetli bir şekilde.)

Doctor : When did it start to feel this way?   (Ne zaman böyle hissetmeye başladın?)
Mrs. Rose : Last week. (Geçen hafta.)

Doctor : I think you have a virus. It might be the flu. I’m going to give you a prescription for some medicine (Sanırım siz de virus var. Grip de olabilir. Birkaç ilaç alman için sana reçete yazacağım)
Mrs. Rose : Thank you. (Teşekkür ederim.)

Doctor : Try to get some rest, and be sure to drink lots of water and orange juice. (Biraz dinlen ve bol bol su ve portakal su içtiğinden emin ol. )

Diyalog: Hotel Reservation (Hotel rezervasyonu)

A: I would like to make a hotel reservation. (Hotel rezervasyonu yaptırmak istiyordum.)
B: What day will you be arriving? (Varış tarihiniz ne zaman?)
A:I will be arriving on May 14th. (Mayıs’ın 14’ünde varmış olacağım.)
B: How long will you be staying? (Ne kadar kalacaksınız?)
A:I need the room for 3 nights. (3 gece için tutmak istiyordum.)
B: How many people will be staying in the room? (Odada kaç kişi kalıcak?)
A: I will be staying in the room alone. (Tek başıma kalacağım.)
B: Would you like a smoking or nonsmoking room? (Sigara içilebilir ya da içilemez odalardan hangisini isterdiniz?)
A: I need a nonsmoking room. (Sigara içilmeyen odadan istiyorum.)
B: We have booked a room for you. Please be sure to arrive 4:00 on your check-in date. (Rezervasyonunuzu yaptık. Check-in için geldiğinizde lütfen 4 gibi burada olun.)

Diyalog: Waking up for school (Okul için uyanmak)

A: Wake up, it’s time for school. (Uyan, okul zamanı.)
B: I’m so tired. Let me sleep for five more minutes. (Çok yorgunum. 5 dakka da yatıyım.)
A: You have to get up and get ready for school. (Kalkıp okul için hazırlanman gerekiyor.)
B: I know, but just five more minutes.(Biliyorum, sadece 5 dakika daha.)
A: I can’t let you go back to sleep, because you won’t wake back up. (Tekrar uyumana izin veremem, çünkü tekrar uyanamazsın.)
B: I promise I’ll wake up, in five minutes. (Söz veriyorum uyanıcam, 5 dakika içinde.)
A: You still need to eat breakfast, take a shower, and get dressed. (Ama kahvaltı yapman, duş alman ve giyinmen gerekiyor.)
B: I realize that, and I can do all that when I wake up in five minutes. (Farkındayım, onların hepsinin uyanınca 5 dakikada yaparım.)
A: I don’t want you to be late for school today. (Okula geç kalmanı istemiyorum.)
B: I’m not going to be late today. (Bugün geç kalmıyacağım.)
A: Fine, five more minutes. (İyi, 5 dakika daha.)
B: Thank you. (Teşekkür ederim.)

Diyalog: Getting Off Too Early (Erkenden inmek)

A: Is this our bus stop? (Burası bizim otobüs durağımız mı?)
B: I think this is it. Get off. (Sanırım burası. İn.)
A: Dude, where are we at? (Dostum, neredeyiz?)
B: I have no idea. (Hiçbir fikrim yok.)
A: I thought this was the right stop. (Ben burası doğru istasyon zannediyordum.)
B: It doesn’t look right to me. (Bana öyle gözükmedi.)
A: Did you make us get off early? (Bizi erken mi indirdin?)
B: I think we did. (Sanırım, öyle yaptık.)
A: I should not have listened to you. (Seni dinlememeliydim.)
B: I really thought this was our stop. (Gerçekten burası bizim durak zannettim.)
A: Now we have to walk. (Şimdi yürümemiz gerekiyor.)
B: Maybe we should just wait for the next bus. (Belki de, bir sonraki otobüsü beklemeliyiz.)

Diyalog: Looking for an Apartment (Apartman bakmak)

A: Can you tell me the best way to look for an apartment? ( Apartman bulabilmenin en iyi yöntemi nedir?)
B: The local newspaper has ads for housing. (Yerel gazetelerde ev için ilanlar var.)
A: Is there any way to find a roommate to share an apartment with? (Apartmanı paylaşabileceğin bir arkadaş bulabilmenin yolu var mı?)
B: Sometimes you can post an advertisement saying that you need a roommate. (Bazen oda arkadaşına ihtiyacın olduğunu söyleyen afiş asabilirsin)
A: What do landlords charge for rent? (Ev sahibi ev kirası için ne kadar ister?)
B: Would you like an apartment for just yourself, or do you need it for two people? (Apartmanı kendin için mi yoksa iki kişi için mi istiyorsun?)
A: There are two of us, but we only need a one-bedroom apartment. (İki kişi olucak fakat biz sadece 1 yatakodası olan bir apartmana ihtiyacımız var.)
B: You should be able to easily find that for twelve hundred dollars a month. (Ayda 1200 dolarlık kira ile kolayca bir yer bulabilirsin.)
A: I really would appreciate it if you could come look at apartments with me. (Apartmanlara bakmak için benimle gelirsen çok memnun kalırım.)
B: Sure, I’ll go look at apartments with you anytime you want. (Tabi ki, istediğin zaman seninle apartman bakmaya giderim.)

Diyalog: Greeting a Neighbor (Komşuyu karşılamak)

A: It is very nice meeting you. (Seninle tanışmak güzeldi.)
B: I’m happy to meet you also. (Ben de seninle tanıştığım için mutluyum.)
A: When did you get moved in? (Ne zaman taşındın?)
B: Just this past weekend. (Geçtiğimiz hafta.)
A: I didn’t even know the house got sold. (Evin satıldığını bile bilmiyordum.)
B: I absolutely love this house, so I had to buy it. (Bu evi çok seviyorum, bu yüzden almak zorundaydım.)
A: I understand, because the house is extraordinary. (Anlıyorum, çünkü bu ev sıradışı.)
B: How many years have you been living in your house? (Ne zamandan beri evinde yaşıyorsun?)
A: I’ve been living here for over 20 years. (Ben yirmi yılı aşkın süredir burada yaşıyorum.)
B: Twenty years? That is a very long time. (20 yıl mı? Bu çok uzun süre.)
A: I hope that we remain neighbors for a while longer. (Umarım uzun süre komşu olarak kalırız.)
B: I could never move out of this house. (Böylece ben de asla evden taşınmam.)

Diyalog: Expressing Concern for Someone (Birisi için endişeni dile getirmek)

A: Why weren’t you at school yesterday? (Dün niye okulda değildin?)
B: I wasn’t really feeling well. (Kendimi iyi hissetmiyordum.)
A: What was wrong with you? (Neyin vardı?)
B: My stomach was upset. (Miğdem çok fenaydı.)
A: Do you feel better now? (Şimdi daha iyi hissediyor musun?)
B: I don’t really feel too well yet. (Hala çok iyi hissetmiyorum.)
A: Do you want anything to make you feel better? (Kendini daha iyi hissetmek için bir şeyler yapmak ister misin?)
B: No, thanks. I already took some medicine. (Hayır,teşekkür ederim. Zaten birkaç tane ilaç aldım.)
A: I hope you feel better. (Umarım iyileşirsin.)
B: Thank you. (Teşekkür ederim.)

Diyalog: Favorite Movie (Favori film)

A: What’s your favorite movie? (Favori filmin hangisi?)
B: My favorite movie is Superbad. (Benim favori filmim Çok Fena.)
A: Oh, why is that? (Oh, neden peki?)
B: It’s the funniest movie that I’ve ever seen. (Çünkü şimdiye kadar gördüğüm en komik film.)
A: That’s true. It is a very funny movie. (Bu doğru. Çok komik bir film.)
B: You’ve seen it before? (Sen daha önceden izledin mi?)
A: Yes, I saw that movie the first day it came out in theaters. (Evet, filmi sinemalara ilk çıktığında izlemiştim.)
B: Didn’t you laugh through the whole movie? I did. (Bütün film boyunca gülmedin mi? Çünkü ben güldüm.)
A: Me too. That movie brought tears to my eyes. (Ben de. Bu film gözlerimden yaşlar getirdi.)
B: Mine too. (Benim de.)
A: I have it on DVD at my house if you want to come over and watch it. (Bizim evde filmin DVD si var eğer gelip izlemek istersen.)
B: Sure, let’s go. (Neden olmasın, hadi gidelim.)

Diyalog: Sharing News and Information (Haber ve bilgiyi paylaşmak)

A: Have you heard the news? (Haberleri duydun mu?)
B: I haven’t heard anything. (Hiçbir şey duymadım.)
A: Debrah had her baby last week. (Debrah’ın geçen hafta bebeği oldu.)
B: Nobody told me. (Hiçkimse bana söylemedi.)
A: I thought you heard. (Senin duyduğunu zannediyordum.)
B: I really wasn’t told anything. (Bana hiçbir şey söylenmedi.)
A: She was a cute 3,8 kilograms. (3,8 kilogram ağırlığında tatlı bir bebek.)
B: Wow, how exciting. (Wow, ne heyecan verici.)
A: I know, you should really go and see her and the baby. (Değil mi, Debrah’ı ve bebeğini görmeye kesinlikle gitmelisin.)
B: Of course I will. (Tabi ki, gideceğim.)
A: I just wanted to let you know what happened. (Sadece ne olduğunu bilmeni istedim.)
B: I appreciate that. (Buna müteşekkirim.)

Diyalog: Making Excuses (Bahane uydurmak)

A:Would you like to come to a movie with me? (Benimle sinemaya gelir misin?)
B:When do you want to go? (Ne zaman gitmek istersin?)
A:How about next Friday evening? (Önümüzdeki Cuma akşamına ne dersin?)
B:I’m sorry, I can’t. I’m having dinner with a friend. (Üzgünüm, gelemem. O gün bir arkadaşımla akşam yemeği için buluşacağım.)
A:How about the following Tuesday? (Ya gelecek Salı?)
B:I go to evening class on Tuesdays. (Salı günleri akşam derslerine gidiyorum.)
A:Oh, maybe some other time? (Oh, belki başka zamana gideriz?)
B:Yeah, I’ll give you a call. (Evet, ben seni ararım.)

İngilizce’yi Konuşarak Öğrenmek İster misiniz? Tıklayın!

Bunlara da Göz Atın!