İngilizcede en çok kullanılan pratik cümleler kendimizi ifade ederken -özellikle konuşma esnasında- birer hayat kurtarıcıdır. İngilizce dil bilgisi veya kelime bilgisi olmayan herhangi biri öğrendiği bu cümlelerle en azından başlangıç olarak nerede ne kullanması gerektiğine dair bir bilgi edinir. Biz de sizlere bu pratik cümleler arasından en çok kullanılanlarını sunmaya çalıştık. Alt kısımdan ulaşabileceğiniz pratik cümleler sayesinde hiç İngilizce bilmeseniz dahi kendinizi ifade edebilirsiniz. Günlük hayatta sıkça kullanılan ifadelerin İngilizce ve Türkçe karşılıkları aşağıda verilmiştir.

ingilizce pratik

A

After you: Senden sonra

Allow me: Bana izin ver

A lovely day, isn’t it?: Hoş bir gün, (öyle) değil mi?

Any thing else?: Başka bir şey var mı?

Any day will do: Herhangi bir gün bana uğra

Are you kidding?: Şaka mı yapıyorsun? Kafa mı buluyorsun?

Are you sure?: Emin misin?

As for me: Bence

As soon as possible (A.S.A.P.): Mümkün olan en kısa sürede

B

Be careful!: Dikkatli ol!

Be calm!: Sakin ol!

Be patient!: Sabırlı ol!

Be quiet!: Sessiz ol

Bottoms up!: Şerefe! İçkiyi bir yudumda bitirmek. Fondip yapmak

Bless you!: Çok yasa!

By the way: Bu arada..

C

Can I help you?: Yardım edebilir miyim?

Can you repeat it?: Tekrar eder misin?

Cheer up!: Neşelen

Come on: Yapma, hadi ama

Congratulations!: Tebrikler!

Count me on, Count me in: Ben varım, beni de sayın.

D

Do l have to?: Yapmak zorunda mıyım?

Do me a favor: Bana bir iyilik yap

Do you understand?: Anladın mı?

Don’t be so childish: Çocuk olma, çocuk gibi davranma

Don’t be ridiculous: Komik olma

Don’t be so modest: Alçak gönüllü olma

Don’t keep the truth from me: Benden gerçekleri saklama

Don’t let me down: Beni hayal kırıklığına uğratma

Don’t move!: Kımıldama!

Don’t worry: Endişelenme

E

Enjoy yourself!: Eğlenmene bak!

Excuse me Sir: Afedersiniz efendim

F

Feel beter: Daha iyi hissetmek, daha iyi olmak

Follow me: Beni takip et

Forget it!: Unut onu, unut gitsin

Forgive me: Beni affet

For what?: Ne için?

G

Give me a hand!: Bana yardımcı ol, bana yardım et (şu işe bi el at).

Good job!: İyi iş

Good luck!: İyi şanslar

Guess what?: Tahmin et ne (oldu)?

H

Have fun!: İyi eğlenceler veya eğlen

He can’t take a joke: O şakadan anlamaz

He doesn’t care about me: Beni umursamıyor

He has a large income: Onun kazancı çok, iyi para kazanıyor

He is collecting (saving) Money: Para biriktiriyor

He is my age: O benim yaşımda

He is just a child: O sadece bir çocuk

He is totally exhausted: O tamamen bitmişti, tükenmişti

He looks very healthy: O çok sağlıklı gözüküyor

He paused for a reply: Cevap vermek için durdu

He repaired his house: O onun evini tamir etti

He suggested a picnic: Piknik yapmayı önerdi

He was born in New York: O New York da doğdu

Help yourself: Kendine yardım et

Here’s a gift for you: Bu senin için bir hediye, işte hediyen!

Here you are: İşte buyurun (alın), işte buradasın

Hold on: Bekle

How are things going?: İşler nasıl gidiyor?

How do I look?: Nasıl görünüyorum?

How’s it going?: Nasıl gidiyor? Ne var ne yok?

How much?: Ne kadar

How much does it cost?: O ne kadar tutuyor, maliyeti nedir?

I

I agree: Aynı fikirdeyim, sana katılıyorum

I caught the last bus: Son otobüse yetiştim

I can’t help it: Benim elimde olan bir şey değil.

I could hardly speak: Zorlukla konuşabildim

I decline!: Reddediyorum

I don’t mean it: Onu demek istemedim, onu kasdetmedim.

I dont understand: Anlamadım

I doubt it: Ondan şüpheliyim, Ondan şüphe ederim.

I have a suprise for you: Senin için bir sürprizim var

I have no idea: Hiçbir fikrim yok

I have something to tell you: Sana söyleyeceğim bir şey var

I have the right to know: Bilmeye hakkım var

I just made it!: Şimdi yaptım.

I know all about it: Bütün ayrıntılarıyla biliyorum

I know what I said: Ne dediğimi biliyorum

I love you!: Seni seviyorum.

I’ll arange everything: Herşeyi ayarlayacağım

I’ll back soon: Çok yakın zamanda geri döneceğim

I’ll be more careful: Daha dikkatli olacağım

I’ll be right there: Hemen geliyorum

I’ll have to try that: Bunu denemek zorundayım

I’ll fix you up: Sizinle ilgileneceğim

I’ll see to it: O işi hallederim ben.

I’m afraid that I have to go: Korkarım gitmem gerekiyor

I’m busy: Meşgulüm, yoğunum

I’m full: Tokum.

I’m his fan: Onun hayranıyım

I’m home: Evdeyim

I’m in a hurry!: Acelem var

I’m lost: Kayboldum.

I’m not sure I can do it: Yapabilir miyim emin değilim

I’m on a diet: Diyetteyim

I’m single: Bekârım

I’m so sorry about this: Bunun için çok üzgünüm

I’m sorry: Özür dilerim, üzgünüm

I’m sure: Eminin

I’m sure of it: Ondan eminim

I’m very proud of you: Seninle gurur duyuyorum

I need to do this: Bunu yapmaya ihtiyacım var

I saw it with my own eyes: Kendi gözlerimle gördüm

I see: Anlıyorum

I quit!: İstifa ediyorum, bırakıyorum, vazgeçiyorum.

I promise: Söz veririm

I think so: Sanırım öyle

In that case: Bu durumda

Is it true or false?: Doğru mu yanlış mı?

Is it yours?: Bu senin mi?

It doesn’t make sense: Bunun bir anlamı yok

It doesn’t matter: Fark etmez

It really takes time: Bu gerçekten zaman alır

It’s fort he best: Böylesi daha iyi

It’s her field: En iyi o bilir, onun alanı

It’s none of your business: Üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez, sizi ilgilendirmez

It’s not a question of that: Mesele o değil

It’s a good idea: BU iyi bir fikir

It’s a long story: Uzun hikaye

It’s just what I need: Bu tam da ihtiyacım olan şey

It’s not a good idea: Bu iyi bir fikir değil

It’s no use complaining: Şikayet etmenin anlamı yok

It’s ok: Herşey tamam, herşey yolunda

It’s on the tip of my tongue: Dilimin ucunda

It’s too good to be ture: Gerçek olamayacak kadar iyi

It’s up to you: Bu sana bağlı

It’s very thoughtful of you: Çok düşüncelisin

It’s your turne: Sen sıran

It seems all right: Tamam gibi gözüküyor

J

Just a minute: Sadece 1 dakika izin ver

Just wonderful!: Harika!

K

Keep in touch: Muhafaza et, irtibatı kesme, teması kesme

Keep it up!: Aynen devam et!

Keep your promise: Sözünü tut

L

Let me see: Bir bakayım

Let’s go!: Hadi gidelim!

Let’s not waste our time: Zamanımızı boşa harcamayalım

M

Make yourself at home: Kendini evdeymiş gibi hisset

Me too: Ben de

Mind your own business: Siz kendi işinize bakın!

More or less: Aşağı yukarı

Move out of my way!: Yolumdan çekil!

My car needs washing: Arabamın yıkamaya ihtiyacı var

My god!: Aman Tanrım

My treat: Bu benden.

N

Neither you nor he is wrong: Ne sen hatalısın ne de o

Never mind: Boş ver, zararı yok

None of your business!: Seni ilgilendirmez

No one knows: Kimse bilemez

No problem!: Sorun yok

No way!: Olamaz! Hiçbir şekilde, hiçbir yol,

Not a sound was heard: Sessizlik hâkimdi, çıt yoktu

Not bad: Kötü değil, fena değil

Not yet: Henüz değil

O

Of course!: Tabiî ki

S

See you: Görüşürüz Shut up!: Kapa çeneni

Slow down!: Yavaşla

So do I: Bence de

So it seems: Öyle görünüyor

So long: Hoşça kal, oldukça uzun

So much the beter: Daha iyi ya, Tam isabet!

Sooner or later: Er ya da geç (eninde sonunda)

So so: şöyle böyle, eh işte

Stop making such a noise: Gürültü yapmayı kes

T

Take care!: Kendine iyi bak, dikkat et

Take it easy: Rahatına bak, kafana takma, boşver

Tell the truth: Doğruyu söyle

Thank you: Teşekkür ederim

Thank you for your advice: Önerin için teşekkür ederim

Thank you for your effort: Çabanız için teşekkür ederim.

That’s always the case: Her zaman öyledir.

That’s all!: Hepsi bu, bu kadar.

That’s all for now: Şimdilik bu kadar

That’s neat: İlginç bir şey

That’s the worst of it!: Bu olabileceğin en kötüsüdür.

The road divides here: Yol burada ayrılıyor

The whole world knows that: Bütün dünya bunu bilir

They hurt: Onlar acıtır, bu incitir

Things are getting beter: İşler iyiye gidiyor

Time after time: Zaman zaman

Time is money: Zaman paradır

Time is running out: Zaman tükeniyor

This way: Buradan ya da bu şekilde

Time is up: Zaman doldu, süre bitti.

To be careful!: Dikkatli olmak

Try again: Tekrar dene

W

Watch out!: Dikkat et!

What about you?: Peki ya sen, bu konuda senin fikrin ne, sen bu konuda ne düşünüyorsun?

What a nice day (it is)!: Ne güzel bir gün!

What a pity!: Ne yazık!

What does it mean?: Bu ne anlama geliyor?

What do you think?: Ne düşünüyorsun?

What happened?: Ne oldu?

What happened to you?: Sana ne oldu?

What’s new?: Ne haber

What’s the matter?: Ne var, ne oldu?

What’s up?: Ne haber?

What’s wrong with you?: Neyin var?

What’s your trounle?: Senin derdin ne?

Who’s calling?: Kim arıyor, kim çağırıyor

Who tall you that?: Bunu sana kim dedi?

Would you like some help?: Yardım ister misin?

Why not?: Neden olmasın

Y

Yes, I suppose so: Evet, galiba öyle

You are a chicken: Sen bir ödleksin

You are just in time: Tam zamanında geldin

You are really killing me: Beni gerçekten öldürüyorsun

You can get what you want: Ne istersen alabilirsin

You did right: Doğru yaptın

You have got a point there: İyi bir noktaya değindin

You here that?: Duydun mu?

You owe me one: Bana borçlusun

You’re welcome: Birşey değil

You set me up!: Bana tezgâh kurdun!

İngilizce’yi Konuşarak Öğrenin!

Bunlara da Göz Atın!