Çocuklara ihtiyacı olan rekabet avantajını sağlamak ve İngilizce konuşma konusunda özgüven kazandırmak için geliştirdiğimiz Konuşarak Öğren Kids platformunu ücretsiz olarak deneyimleyebilirsiniz.
| İngilizce | Türkçe | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
| Unit 1 | |||
| leisure | boş | I spend my leisure time playing computer games. | Boş zamanımı bilgisayar oyunu oynarak geçiririm. |
| count | saymak | My nephew can count to 100. | Yeğenim 100’e kadar sayabiliyor. |
| win | kazanmak | He won the game. | O oyunu kazandı. |
| have a snack | atıştırmak | When she is hungry, she has a snack. | Aç olduğunda, atıştırır. |
| take guitar courses | gitar dersleri almak | Esra takes guitar courses once a week. | Esra haftada bir kez gitar kursuna gider. |
| do karate | karate yapmak | My little brother is doing karate. | Küçük erkek kardeşim karate yapıyor. |
| do homework | ödev yapmak | He should do his homework or he will fail the lesson. | Ödevini yapmalı yoksa dersten kalıcak. |
| well | iyi | I am very well thanks for asking. | Sorduğun için teşekkür ederim çok iyiyim. |
| get home | eve varmak | When I get home, I will sleep. | Eve vardığımda, uyuyacağım. |
| leave home | evden ayrılmak | Don’t forget to turn off the lights when you leave home. | Evden ayrılırken ışıkları kapatmayı unutma. |
| go shopping | alışverişe gitmek | Mum goes shopping everyday. | Annem her gün alışverişe gider. |
| stay | kalmak | Please, stay with me! | Lütfen, benimle kal! |
| hang around | takılmak | I will hang around with my friends tonight. | Bu akşam arkadaşlarımla takılacağım. |
| meet friends | arkadaşlarla buluşma | After she finishes her job, she will meet friends. | İşini bitirdikten sonra arkadaşlarıyla buluşacak. |
| relative | akraba | Kıvanç is my very close relative. | Kıvanç benim yakın akrabam. |
| tidy room | odayı düzenlemek | Mum asked me to tidy my room before leaving the house. | Annem evden ayrılmadan önce odamı temizlememi istedi. |
| would like to | istemek | I would like to have a cup of coffee. | Bir bardak kahve istiyordum. |
| join | katılmak | He will join the army. | Orduya katılacak. |
| wear | giyinmek | I prefer to wear t-shirt in summer. | Yazın tişört giymeyi tercih ederim. |
| cook | pişirmek | She cooks better. | O daha iyi pişiriyor. |
| traditional | geleneksel | I will attend to traditional pilaf day of the school. | Okulun geleneksel pilav gününe katılacağım. |
| graph | grafik | Look at the graph and choose your answer. | Grafiğine bak ve cevabını seç. |
| always | her zaman | Her dog always eats grilled meat. | Onun köpeği her zaman kızarmış et yer. |
| usually | genellikle | He usually comes late. | O genellikle geç gelir. |
| often | sık sık | I often eat pizza. | Sık sık pizza yerim. |
| sometimes | ara sıra | My father sometimes watches football matches. | Babam bazen futbol maçları izler. |
| never | asla | Never say never. | Asla hiçbir zaman deme. |
| find out | öğrenmek, bulmak | We should find out who did this. | Bunu kimin yaptığını öğrenmeliyiz. |
| presentation | sunum | For my presentation I prepared almost 3 hours a day. | Sunumum için günde yaklaşık 3 saat hazırlandım. |
| Unit 2 | |||
| bagel | simit | I eat bagel in the morning. | Sabahleyin simit yerim. |
| bean | fasulye | Eating bean makes you fart. | Fasulye yemek seni osurtur. |
| blueberry | yaban mersini | Blueberry cakes are delicious. | Yaban mersinli pastalar lezzetlidir. |
| cereal | mısır gevreği | Eating cereal in the morning is not always good. | Sabahları mısır gevreği yemek her zaman iyi değildir. |
| croissant | kruvasan | These croissants are very tasty. | Bu kruvasanlar çok lezzetlidir. |
| muffin | kek | I bought muffin from patisserie. | Pastaneden kek satın aldım. |
| junk food | abur cubur | Don’t eat junk food all the time. | Her zaman abur cubur yeme. |
| sushi | Suşi | Sushi is originated from Japan. | Sushi Japon orijini bir yemektir. |
| fast food | Fast food | Fast food products are harmful for your body. | Fast food ürünleri vücudun için zararlıdır. |
| garlic | sarımsak | Don’t forget to drink milkafter eating garlic. | Sarımsak yedikten sonra süt içmeyi unutma. |
| butter | Tereyağı | Butter with honey is a perfect combination. | Balla tereyağ mükemmel bir kombinasyondur. |
| honey | bal | Butter with honey is a perfect combination. | Balla tereyağ mükemmel bir kombinasyondur. |
| cheese | peynir | I love cheese. | Peynire bayılırım. |
| jam | reçel | My grandmother makes great strawberry jam. | Büyükannem harika çilek reçeli yapar. |
| olive | zeytin | Olive grows in Egean side mostly. | Zeytin çoğunlukla Ege bölümünde yetişir. |
| blackberry | böğürtlen | Blackberyy jam is my favorite. | Böürtlen reçeli benim favorimdir. |
| pancake | krep | Pancake in the breakfast is the best way to start a day. | Kahvaltıda krep yemek güne başlamak için en iyi yoldur. |
| cucumber | salatalık | Peel cucumber carefully. | Salatalığı dikkatlice soy. |
| cookies | kurabiye | These cookies are very expensive. | Bu kurabiyeler pahalı. |
| bread | ekmek | This bread is more expensive. | Bu ekmek daha pahalı. |
| salt | tuz | Don’t forget to add salt into the soup. | Çorbaya tuz eklemeyi unutma. |
| sugar | şeker | Can you give me some sugar? | Bana biraz şeker verir misin? |
| enjoy | eğlenmek | I enjoy being here. | Burada olmaktan hoşlanıyorum. |
| dislike | beğenmemek | She dislikes your behaviours. | O senin davranışlarını beğenmiyor. |
| want | istemek | I want you. | Seni istiyorum. |
| invite | davet etmek | Rachel invited all her friends to the party. | Rachel bütün arkadaşlarını partiye davet etti. |
| tell | söylemek | I should tell you something. | Sana bir şey anlatmalıyım. |
| have | kahvaltı, akşam yemeği vs. yapmak, yemek | I had a dinner last night with my girlfriend. | Dün akşam kız arkadaşımla akşam yemeği yedim. |
| mean | anlamına gelmek | It means you should stay here. | Bu demek oluyor ki sen burada kalmalısın. |
| buy | satın almak | Buy only necessary things for the picnic. | Piknik için sadece gerekli şeyleri satın al. |
| serve | sunmak, hizmet etmek | How should we serve cereal? | Mısır gevreği nasıl sunmalıyız? |
| nutritious | besleyici | Vegetables are nutritious. | Sebzeler besleyicidir. |
| special | özel | I have got a special gift for you. | Senin için özel bir sürprizim var. |
| baked | pişmiş | I like baked chicken more. | Pişmiş tavuğu daha çok severim. |
| grilled | kızarmış | Grilled meat is tastier than the baked one. | Kızarmış et pişmiş etten daha lezzetlidir. |
| Enjoy your meal! | Afiyet olsun! | Here you go! Enjoy your meal! | Buyrun! Afiyet olsun! |
| omelet | omlet | Would you like to have an omelet? | Omlet ister misiniz? |
| room temperature | oda sıcaklığı | You should keep the medicine in room temperature. | İlacı oda sıcaklığında tutmalısın. |
| Yuk! | İğrenç! | Yuk! What the hell is this? | İğrenç! Bu da ne böyle? |
| Yummy! | Nefis! | This soup is yummy. | Bu çorba nefis. |
| Unit 3 | |||
| city | şehir | A city is more crowded than a country. | Şehir kırsal alandan daha kalabalıktır. |
| country | kırsal alan | A city is more crowded than a country. | Şehir kırsal alandan daha kalabalıktır. |
| crowded | kalabalık | A city is more crowded than a country. | Şehir kırsal alandan daha kalabalıktır. |
| noisy | gürültülü | Downtown is very noisy. | Şehir merkezi gürültülü. |
| Downtown | şehir merkezi | Downtown is very noisy. | Şehir merkezi gürültülü. |
| traffic light | trafik ışığı | You should stop when the traffic light is red. | Trafik ışığı kırmızı olduğunda durmalısın. |
| town | kasaba | A town is bigger than a village. | Kasaba köyden büyüktür. |
| village | köy | A town is bigger than a village. | Kasaba köyden büyüktür. |
| skyscraper | gökdelen | Skyscrapers in the city are covering the sky. | Şehirdeki gökdelenler gökyüzünü kaplıyor. |
| population | nüfus | The population of Istanbul is 20 million. | İstanbul’un nüfusu 20 milyon. |
| average | ortalama | Average male height in Turkey is 1.70 cm. | Türkiye’deki ortalama erkek uzunluğu 1.70 tir. |
| suitcase | bavul | Prepare your suitcase before the trip. | Seyahatten önce bavulunu hazırla. |
| neighbourhood | mahalle | We used to play football in our neigbourhood. | Mahallemizde önceden futbol oynardık. |
| building | bina | This building is very weak. | Bu bina çok güçsüz. |
| floor | zemin | The floor is dirty. You should clean it. | Zemin kötü. Temizlemelisin. |
| balcony | balkon | Sitting in a balcony in summer is a good option for old people. | Yazın balkonda oturmak yaşlı insanlar için güzel bir seçenektir. |
| speech bubbles | konuşma baloncuğu | Fill the speech bubbles according to the text. | Konuşma balnocuklarını parçaya göre doldur. |
| busy | meşgul | I am busy tonight so I can not come to the party. | Bu akşam meşgulüm bu yüzden partiye gelemiyorum. |
| queue | kuyruk | Waiting on a queue to get what you want is really boring. | İstediğini alabilmek için kuyruk beklemek sıkıcıdır. |
| relaxing | rahatlatıcı | During the massage seance we were listening relaxing songs. | Masaj seansı esnasında rahatlatıcı bir müzik dinliyorduk. |
| traffic jam | trafik sıkışıklığı | During rush hour, there is traffic jam on the street. | İş çıkışı saatinde, caddede trafik var. |
| Unit 4 | |||
| affect | etkilemek | The weather affects the children’s emotions. | Hava çocukların duygularını etkiliyor. |
| anxious | endişeli | I feel anxious. I can’t go to sleep. | Endişeli hissediyorum. Uyuyamıyorum. |
| Celcius | santigrat | It’s 12 degrees Celcius. | 12 santigrat derece. |
| degrees | derece | It’s 12 degrees Celcius. | 12 santigrat derece. |
| dull | donuk | I feel tired and sleepy on foggy days because it’s dull outside. | Sisli günlerde yorgun hissediyorum çünkü dışarısı donuk. |
| emotion | duygu | I think the weather doesn’t affect my emotions. | Bence hava benim duygularımı etkilemiyor. |
| foggy | sisli | But I feel tired and sleepy on foggy days because it’s dull outside. | Sisli günlerde yorgun hissediyorum çünkü dışarısı donuk. |
| lightning | yıldırım | Lightining scares me. | Yıldırım beni korkutur. |
| moody | karamsar, huysuz | I don’t like snowy and freezing winter days. I always feel cold and moody. | Dondurucu ve soğuk kış günlerini sevmem. Kendimi soğuk ve karamsar hissederim. |
| stormy | fırtınalı | I feel really scared at stormy nights. | Fırtınalı havalarda gerçekten korkarım. |
| weather forecast | Hava Durumu Tahmini | Prepare a weather forecast poster and compare the weather conditions in different cities. | Hava durumu tahmini posteri hazırla ve hava durumlarını farklı şehirlerle kıyasla. |
| wet | ıslak | The floor is wet. Because my mom is cleaning the house. | Zemin ıslak. Çünkü annem evi temizliyor. |
| hot | Sıcak | The weather is hot. | Hava sıcak. |
| snowy | kar yağışlı | Walking out in snowy weather is very enjoyable. | Karlı havalarda dışarıda yürümek çok eğlencilidir. |
| sunny | güneşli | I feel happy on sunny days. | Güneşli günlerde mutlu hissediyorum. |
| rainy | yağmurlu | Today will be rainy don’t forget to get your umbrella. | Bugün yağmurlu olacak şemsiyeni almayı unutma. |
| cloudy | bulutlu | You can not see the sun on cloudy days. | Bulutlu günlerde güneşi göremezsin. |
| windy | rüzgarlı | Your umbrella can break down on windy days. | Şemsiyen rüzgarlı günlerde bozulabilir. |
| coat | ceket | Wear your jacket. It is freezing out there. | Ceketini giy. Dışarısı donuyor. |
| freezing | dondurucu | Wear your jacket. It is freezing out there. | Ceketini giy. Dışarısı donuyor. |
| mittens | eldivenler | Mittens protect your hands from cold weather. | Eldivenler ellerini soğuk havalardan korur. |
| fly | uçmak | Fly like the wind. | Rüzgar gibi uç. |
| kite | uçurtma | Flying a kite requires some skills. | Uçurtma uçurmak beceri ister. |
| happy | mutlu | Don’t worry, be happy. | Endişenme, mutlu ol. |
| sleepy | uykulu | After a tiring work day, I feel sleepy when I get home. | Yorucu bir iş gününden sonra, eve vardığımda uykulu hissederim. |
| upset | üzgün | She was upset after she heard the bad news. | Kötü haberi aldıktan üzgün olmuştu. |
| anxious | endişeli | A mother can be very anxious about their children’s lives. | Anne çocuklarının hayatları için çok endişeli olabilir. |
| scared | korkmuş | She looks scared. | Korkmuş gözüküyor. |
| map | harita | We will follow the road on the map. | Haritadaki yolu takip edeceğiz. |
| Unit 5 | |||
| amazing | şaşırtıcı | She made amazing progress in English. | İngilizce’de şaşırtıcı bir gelişme gösterdi. |
| big wheel | dönme dolap | When I get fun fair, first off I will get on the big wheel. | Lunaparka gittiğimde, öncelikle dönme dolaba binerim. |
| bumper car | çarpışan araba | Bumper cars is not my thing. I find them very childish. | Çarpışan arabalar bana göre değil. Onları çok çocukça buluyorum. |
| carrousel | atlıkarınca | There is a carrousel in the Shopping Centre named “Carrousel.” | Carrousel adlı alışveriş merkezinde atlıkarınca var. |
| crazy | çılgın | Ghosts trains are for crazy people. | Hayalet trenler çılgın insanlar içindir. |
| fair | fuar, panayır | We will have fun at the fair. | Fuarda eğleneceğiz. |
| fantastic | fantastik | It was a fantastic movie. | Fantastik bir filmdi. |
| ghost train | hayalet tren | Ghosts trains are for crazy people. | Hayalet trenler çılgın insanlar içindir. |
| horrible | korkunç | Murderers and rapists are horrible people. | Katiller ve tecavüzcüler korkunç insanlardır. |
| nervous | gergin | I get nervous whenever I argue with someone. | Ne zaman birisiyle tartışsam gergin olurum. |
| roller coaster | lunapark hız treni | After a roller coaster, it makes me feel like I can puke. | Lunapark hız treninden kusabilirim gibi hissediyorum. |
| skeleton | iskelet | The skeleton of an adult human consists of 206 bones. | Yetişkin bir insan vücudunda 206 tane kemik vardır. |
| swing | salıncak | I love to hang up swings. | Salıncakta sallanmaya bayılırım. |
| tap | musluk | You should turn off the tap while you are brushing our teeth. | Dişlerini fırçalarken musluğu kapatmalısın. |
| terrifying | dehşet verici | Aren’t roller coasters terrifying? | Hız trenleri dehşet verici değiller mi |
| thrilling | heyecan verici | Which is more thrilling? The swing or the big wheel? | Hangisi daha heyecan verici? Dönme dolap mı yoksa dönme salıncak mı? |
| vampire | vampir | Ghost trains show you horrible creatures such as vampires, skeletons and monsters. | Hayalet trenleri sana vampir, iskeletor ve canavar gibi korkunç yaratıkları gösterir. |
| wave swinger | dönme salıncak | Which is faster? A big wheel or a wave swinger? | Hangisi daha hızlı? Dönme dolap mı yoksa dönme salıncak mı? |
| fearful | korkak | Are you fearful or fearless? | Korkak mısın ya da korkusuz musun? |
| fearless | korkusuz | Are you fearful or fearless? | Korkak mısın ya da korkusuz musun? |
| scout camp | izci kampı | Did you ever go to a scout camp? | Hiç izci kampına gittin mi? |
| creature | yaratık | Ghost trains show you horrible creatures such as vampires, skeletons and monsters. | Hayalet trenleri sana vampir, iskeletor ve canavar gibi korkunç yaratıkları gösterir. |
| Fasten your seat belts | Kemerlerinizi bağlayın | Fasten your seat belts in the car. | Arabadayken kemerlerinizi bağlayın. |
| Pets not allowed | Evcil hayvan yasaktır | Pets not allowed to the restaurant. | Restorantta evcil hayvan yasaktır. |
| Insert your token | kartınızı takın | Insert your token before entering. | Girmeden önce kartınızı takın. |
| warning | uyarı | Thank you for warning. | Uyarı için teşekkür ederim. |
| facial expression | yüz ifadesi | Pay attention to their facial expressions. | Yüz ifadelerine dikkat edin. |
| stick | yapıştırmak | Stick the speech bubbles next to your friends’ pictures. | Arkadaşının resimlerinin yanına konuşma balonlarını yapıştır. |
| Unit 6 | |||
| forest | orman | We walked in the snowy forest. | Karlı ormanda yürüdük. |
| lake | göl | Which lake is larger? | Hangi göl daha büyük? |
| mountain | dağ | Which mountain is higher? | Hangi dağ daha yüksek? |
| pick | toplamak | We climbed mountains and picked flowers. | Dağları tırmandık ve çiçekler topladık. |
| river | nehir | The Fırat river is longer. | Fırat nehri daha uzun. |
| sail | denize yelkenliyle açılmak | Let’s sail with our ship. | Gemimizle denize açılalım. |
| seaside | sahil | They went to the seaside. | Sahile gittiler. |
| sightseeing | Gezi | Tourists are joining sightseeing tours. | Turistler gezi turlarına katılıyorlar. |
| tower | kule | Galata Tower is very long. | Galata Kulesi çok uzundur. |
| vacation | tatil | I need to take a vacation. | Tatile gitmem gerekiyor. |
| Statue of Liberty | Özgürlük Anıtı | This weekend, I visited Statue of Liberty. | Bu hafta sonu Özgürlük Anıtı’nı ziyaret ettim. |
| holiday | tatil | My parents are on holiday for 2 months. | Anne ve babam 2 aydan beri tatildeler. |
| stay in a tent | çadırda kalmak | When we went to camping, we stayed in a tent. | Kampa gittiğimizde, çadırda kaldık. |
| pick berries | çilek almak | Pick those berries Howard. They look delicious. | Şu meyveleri topla Howard. Leziz gözüküyorlar. |
| hut | kulübe | They stayed in a hut. | Kulübede kaldılar. |
| get on | binmek | During my London trip, I got on London Eye. | Londra seyahatim esnasında, London Eye’a bindim. |
| planet | gezegen | Imagine you visited another planet. | Başka bir gezegeni ziyaret ettiğini düşün. |
| another | başka | Imagine you visited another planet. | Başka bir gezegeni ziyaret ettiğini düşün. |
| visit | ziyaret etmek | This weekend, I visited Statue of Liberty. | Bu hafta sonu Özgürlük Anıtı’nı ziyaret ettim. |
| coloured | renkli | Stick pictures on a coloured cardboard. | Resimleri renkli kartona yapıştır. |
| Buckingham Palace | Buckingham Sarayı | The tourist group is going to visit Buckingham Palace. | Turist grubu Buckingham Sarayı’nı ziyaret edecek. |
| Hyde Park | Hyde Park | To rest a little bit, you can stop by Hyde Park. | Biraz dinlenmek için Hyde Park’a uğrayabilirsin. |
| Unit 7 | |||
| occupation | meslek | What is your occupation? | Mesleğin nedir? |
| sew | dikmek | My sister knows how to sew, so I’ll ask her to shorten my pants for me. | Kızkardeşim dikmeyi biliyor, bu yüzden ondan pantolonlarımı kısaltmasını isteyeceğim. |
| fabric | kumaş | You’ll have to change needles on the sewing machine because this fabric is very thick. | Dikiş makinesinin iğnelerini değiştirmek zorunda kalacaksın çünkü bu kumaş çok kalın. |
| cut | kesmek | I cut my t-shirt by mistake. | Tişörtü yanlışlıkla kestim. |
| dress | elbise | She needs a new dress. | Onun yeni bir elbiseye ihtiyacı var. |
| trousers | pantolon | This trousers is too tight. | Bu pantolon çok dar. |
| skirt | etek | Girls have to wear skirts. | Kızlar etek giymek zorundalar. |
| prescription | reçete | I can write prescriptions because I am a doctor. | Reçete yazabilirim çünkü ben bir doktorum. |
| operate | ameliyat etmek | I can operate on ill people. | Hasta insanları ameliyat edebilirim. |
| plane | uçak | I can fly the plane and take you anywhere you like. | Uçağı uçurabilir ve seni istediğin yere götürebilirim. |
| spaceship | uzay gemisi | Can you use a spaceship? | Uzay gemisi kullanabiliyor musun? |
| interview | röportaj | Listen to the interview and check your guesses. | Röportajı dinle ve tahminlerini kontrol et. |
| write a program | program yazmak | I am a computer engineering student and I can write a program. | Ben bilgisayar mühendisi öğrencisiyim ve program yazabiliyorum. |
| doctorate class | doktora sınıfı | She goes to her doctorate class. | Doktora sınıfına gider. |
| starting date | başlangıç tarihi | When is your starting date of your work? | İş başlama saatin ne zaman? |
| job location | iş konumu | Where is your job location? | İş yerin nerede? |
| job description | iş tanımı | Can you tell us about your job description? | İş tanımı hakkında bahsedebilir misin? |
| working days | İş günleri | What do you do on working days? | İş günlerinde ne yapıyorsun? |
| make a survey | anket yapmak | Firms are making a survey about incoming election. | Firmalar önümüzdeki seçimler hakkında anket yapıyor. |
| school magazine | okul dergisi | I’m making a survey for our school magazine. | Okul dergisi için anket yapıyorum. |
| technician | teknisyen | When did you become a technician? | Ne zaman teknisyen oldun? |
| electrical device | elektrikli cihaz | I mend the electrical devices. | Elektrikli cihazları tamir edebilirim. |
| repair | onarmak | You repair the lamps, projectors, etc. at school. | Sen okuldaki lambaları, projektörleri vs. tamir ediyorsun. |
| close friend | yakın arkadaş | If my close friend has birthday, I’ll get him a toy. | Eğer yakın arkadaşımın doğum günü varsa, ona oyuncak alırım. |
| catching fish | balık yakalamak | I like catching fish when I am on the beach. | Sahildeyken balık yakalamayı severim. |
| lab | laboratuvar | My neighbor works in a hospital lab. | Komşum hastane labarotuarında çalışıyor. |
| art gallery | sanat galerisi | The school brought us to the art gallery to visit. | Okul bizi sanat galerisini gezmemiz için getirdir. |
| charity fair | hayır sergisi | A rich man donated a great amount of money in a charity fair. | Zengin adam hayır sergisinde yüksek meblağda para yardımı yaptı. |
| reader’s corner | okuyucunun köşesi | I love reading reader’s corner. | Okuyucunun köşesini okumayı severim. |
| economics and trade | ekonomi ve ticaret | The economics and trade section of the newspaper has rather boring topics. | Gazetenin ekonomi ve ticaret köşesi genelde sıkıcı konuları veriyor. |
| sensitive | hassas | He is a very sensitive person. | O çok hassas bir insan. |
| sociable | sosyal | A sociable person communicates with people a lot compared to other ones. | Sosyal insan diğerlerine nazaran insanlarla daha fazla iletişim halinde olur. |
| logical | mantıklı | It is a logical result. | Mantıklı bir sonuç. |
| journalist | gazeteci | My nephew wants to be a journalist. | Yeğenim gazeteci olmak istiyor. |
| writer | yazar | The writer of the book is Dickens. | Kitabın yazarı Dickens’tır. |
| poet | şair | In modern time, being a poet is a waste of time. | Modern zamanda şair olmak vakit kaybı. |
| fashion designer | moda tasarımcısı | I have a fashion designer student. | Moda tasarımcısı bir öğrencim var. |
| physiologist | fizyolog | She is having physical problems so she went to see a physiologist. | Fiziksel problemleri var bu yüzden fizyoloğa gitti. |
| stewardess | hostes | You can have a career as a stewardness. | Hostes olarak kariyerin olabilir. |
| sales person | satış elemanı | Elif works as a sales person in LC Waikiki. | Elif LC Waikiki’de satış elemanı olarak çalışıyor. |
| lawyer | avukat | After graduation from Law School, she wants to be a lawyer. | Hukuk okulundan mezun olduktan sonra avukat olmak istiyor. |
| translator | çevirmen | He can translate anything because he is a good translator. | Her şeyi çevirebilir çünkü o iyi bir çevirmen. |
| accountant | muhasebeci | A good accountant always is good with numbers. | İyi bir muhasebecinin rakamlarla arası iyidir. |
| manager | müdür | He is going to be a manager of the company soon. | Yakında şirketin müdürü olacak. |
| economist | iktisatçı | An economist should follow other markets. | Ekonomist diğer piyasaları da takip etmeli. |
| scientist | bilim adamı | A scientist does research in new areas. | Bilim adamı yeni alanlarda araştırma yapar. |
| actor | aktör | Steve Carell is an actor. | Steve Carell bir aktördür. |
| duties at work | iş yerindeki görevler | What are your duties at work? | İş yerindeki görevlerin nelerdir? |
| typical day | tipik gün | It is a typical day. | Tipik bir gün. |
| frequently | sık sık | She frequently goes to out. | Sık sık dışarıya çıkar. |
| put on | giymek | Put on something thick. It is freezing. | Kalın bir şey giy. Hava dondurucu bir şekilde soğuk. |
| through | içinden | I think flying through the big blue sky is amazing. | Büyük mavi gökyüzünün içinden uçmak bence harika. |
| Unit 8 | |||
| crime news | suç haberleri | Do you watch crime news on TV? | Televizyonda suç haberlerini izliyor musun? |
| describe | tanımlamak | Describe the events in each picture. | Her bir resimdeki olayları tanımla. |
| event | olay | Describe the events in each picture. | Her bir resimdeki olayları tanımla. |
| each | her | Describe the events in each picture. | Her bir resimdeki olayları tanımla. |
| excited | heyecanlı | Why are Jack and his grandma so excited? | Jack ve büyük annesi neden bu kadar heyecanlı? |
| van | minibüs | Burglars are driving a yellow van. | Hırsızlar sarı bir minibüs sürüyor. |
| immediately | derhal, hemen | You must come here immediately. | Derhal buraya gelmelisin. |
| inspector | müfettiş | What does the inspector have in his hand? | Müfettişin elinde ne var? |
| reporter | muhabir | What does a reporter do? | Muhabir ne yapar? |
| break into | zorla girmek | Somebody wants to break into our house. | Birisi evimize zorla girmek istiyor. |
| steal | çalmak | Burglars are stealing things from the Jeffersons’ house. | Hırsızlar Jefferson’un evinden bir şeyler çalıyor. |
| rob | soygun yapmak | Criminals robbed a bank. | Suçlular banka soydu. |
| burgle | soymak | Bad people burgled the house at night. | Kötü insanlar geceleyin evi soydu. |
| witness | tanık | Jack and his grandma were the witnesses. | Jack ve büyük annesi tanıklardı. |
| in risk of extinction | tükenme riski | Blue whales are in risk of extinction. | Mavi balinalar tükenme riskindeler. |
| reduce | azaltmak | We should reduce pollution. We shouldn’t use our family car too often. | Kirliliği azaltmalıyız. Aile arabamızı çok sık kullanmamalıyız. |
| day by day | günden güne | Their number is reducing day by day. | Onların sayısı gün geçtikçe azalıyor. |
| against | karşısında | Manchester United is playing against Real Madrid tonight. | Manchester United bu akşam Real Madrid’e karşı oynuyor. |
| security | güvenlik | Police officers are working for their security in and around the stadium. | Polis memurları stadyumun içinde ve etrafında onların güvenliği için çalışıyor. |
| match | maç | Football fans are watching the match. | Futbolseverler maçı izliyor. |
| football fans | futbolseverler | Football fans are watching the match. | Futbolseverler maçı izliyor. |
| in cash | nakit olarak | You don’t have to pay in cash. | Nakit olarak ödemene gerek yok. |
| donate | bağışta bulunmak | A rich man donated a great amount of money in a charity fair. | Zengin adam hayır sergisinde yüksek meblağda para yardımı yaptı. |
| animal shelter | hayvan barınağı | Adopt an animal from an animal shelter. | Hayvan barınağından hayvan edin. |
| missing numbers | eksik sayılar | Find and say the missing numbers. | Eksik sayıları bul ve söyle. |
| classmate | sınıf arkadaşı | Take your poster to the class and show it to your classmates. | Posterini sınıfa götür ve sınıf arkadaşlarına göster. |
| Come together | Bir araya gelmek | Come together with your group members and go downtown. | Grup üyelerinle bir araya gel ve şehir merkezine git. |
| print out | printırdan çıktı almak | Print out your photos. | Resimlerini printırdan çıkar. |
| cardboard | karton | Stick those photos on a large cardboard and prepare a poster. | O resimleri büyük bir kartona yapıştır ve poster hazırla. |
| burglar | hırsız | Burglars are stealing things from the Jeffersons’ house. | Hırsızlar Jefferson’un evinden bir şeyler çalıyor. |
| fingerprint | parmak izi | He noticed some yellow and some red paint on the purse and there were many fingerprints, too. | O cüzdanda biraz sarı ve birazda kırmızı boyayı farketti ve üzerinde parmak izleri de vardı. |
| investigate | incelemek | He took his magnifier and investigated the purse. | Büyüteçi aldı ve cüzdanı inceledi. |
| magnifier | büyüteç | He took his magnifier and investigated the purse. | Büyüteçi aldı ve cüzdanı inceledi. |
| prison | hapis | The police caught them in Leeds and put them into the prison this morning. | Polis onları Leeds’te yakaladı ve bu sabah hapise koydu. |
| robber | soyguncu | One of the robbers was tall and thin. | Soyguncuların birisi uzun ve zayıftı. |
| thief | hırsız | Who was the thief? | Hırsız kimdi? |
| Unit 9 | |||
| cut down | kısmak | We cut down trees, waste materials and natural resources. | Ağaçları kesiyoruz, materyalleri ve doğal kaynakları boşa harcıyoruz. |
| damage | hasar | These gases pollute the air and damage the ozone layer. | Bu gazlar havayı kirletiyor ve ozon tabakasına zarar veriyor. |
| garbage | çöp | We pour our waste into the sea, throw away our garbage in the environment. | Atıkları denize atıyoruz, çöplerimizi etrafa bırakıyoruz. |
| harm | zarar vermek | Eating junk food harms your body. | Abur cubur yemek vücuduna zarar verir. |
| planet | gezegen | This is a livable planet. | Bu yaşanabilir bir gezegen. |
| plug | fiş | I bought a plug from a store. | Dükkandan fiş aldım. |
| pollution | kirlilik | Air pollution is a big problem in our area. | Hava kirliliği bölgemizde büyük bir problem. |
| public transportation | toplu taşıma | We can use public transportation. | Toplu taşımayı kullanabiliriz. |
| recyclable | geri dönüşümlü | Use recyclable products only. | Sadece geri dönüşümlü ürünler kullan. |
| recycle | geri dönüşüm sağlamak | We should recycle paper. | Kağıdın geri dönüşümünü sağlamalıyız. |
| remote control | uzaktan kumanda | Can you give me the remote control? | Uzaktan kumandayı verebilir misin? |
| rubbish | çöp | Put your rubbish in a bag. | Çöpünü çantaya koy. |
| save | tasarruf etmek | Make a list of the things to do to save energy at school. | Okulda enerji tasarruf edebileceğin listesini yap. |
| unplug | fişi çekmek | She unplugged the fridge. | Buzdolabının fişini çekti. |
| waste | atık | We pour our waste into the sea, throw away our garbage in the environment. | Atıkları denize atıyoruz, çöplerimizi etrafa bırakıyoruz. |
| pick up | almak | Pick up means taking something from the ground. | Pick up yerden bir şey almak anlamına gelmektedir. |
| throw away | atmak | We pour our waste into the sea, throw away our garbage in the environment. | Atıkları denize atıyoruz, çöplerimizi etrafa bırakıyoruz. |
| turn off | kapatmak | We should turn off the tap while we are brushing our teeth. | Dişlerimizi fırçalarken musluğu kapatmalıyız. |
| tap | musluk | We should turn off the tap while we are brushing our teeth. | Dişlerimizi fırçalarken musluğu kapatmalıyız. |
| make a fire | ateş yakmak | Don’t make a fire at home. | Evde ateş yakma. |
| take photographs | fotoğraf çekmek | She takes photograps all the time. | Her zaman fotoğraf çeker. |
| go bird watching | kuş gözlemciliği yapmak | Some scientists go bird watching. | Bazı bilim adamları kuş gözlemciliği yapar. |
| clean up | temizlemek | Clean up the garden. | Bahçeyi temizle. |
| keep clean | Temiz tut | Keep clean your room. | Odanı temiz tut. |
| woods | orman | We are going to the woods. | Ormana gidiyoruz. |
| public transportation | toplu taşıma | Use public transportation to prevent the traffic. | Trafiği önlemek için toplu taşımayı kullan. |
| short distance | kısa mesafe | For short distances, cycling can be a good option. | Kısa mesafeler için bisiklet sürmek iyi bir seçenek. |
| seperate piece | ayrı parça | Write them on seperate pieces of cardboard. | Onları kartonun ayrı parçalarına yaz. |
| Unit 10 | |||
| ballot box | oy sandığı | They put the envelopes with their votes in a ballot box. | Oyları zarflarla beraber oy sandığına koyuyorlar. |
| campaign | kampanya | Candidates should respect each other during the campaign. | Adaylar kampanya esnasında birbirine saygı göstermeli. |
| candidate | aday | Candidates should respect each other during the campaign. | Adaylar kampanya esnasında birbirine saygı göstermeli. |
| election | seçim | They hold the class president election by the end of the school year. | Okul yılının sonunda sınıf başkanı seçimlerini yaparlar. |
| equal | eşit | Having equal rights in the class are also related to democracy. | Bir sınıfta eşit haklara sahip olmak aynı zamanda demokrasiyle bağlantılıdır. |
| fair | adil | The school staff treats everyone fair. | Okul personeli herkese adil davranır. |
| flyers | el ilanları | You should put up posters and hand out flyers or stickers. | Posterleri vermeli ve el ilanları ya da yapışkanları da dağıtmalısın. |
| law | Kanun | We should act according to the laws. | Kanunlara göre hareket etmeliyiz. |
| polling place | oy verme yeri | We woke up early in the morning and went to the polling place. | Bu sabah sabah erken kalktık ve oy verme yerine gittik. |
| republic | cumhuriyet | Who was the first president of the Turkish Republic? | Türk Cumhuriyeti’nin ilk başkanı kimdir? |
| responsibility | sorumluluk | It can be a lot of work and responsibility. | Çok fazla iş ve yükümlülük olabilir. |
| right | hak | Men have more rights than women. | Erkekle kadınlardan daha fazla hakka sahiptir. |
| vote | oy | We can vote only once in an election. | Seçimde sadece bir kez oy veririz. |
| research | araştırma | A scientist does research in new areas. | Bilim adamı yeni alanlarda araştırma yapar. |
| smart board | Akıllı tahta | A teacher is telling a new subject using the smart board. | Öğretmen akıllı tahtayı kullanarak yeni konuyu anlatıyor. |
| school trip | okul gezisi | School trips are always fun. | Okul gezileri her zaman eğlencilidir. |
| order | sipariş vermek | Mrs. Taylor wanted to order dinner for the family. | Bayan Taylor ailesi için akşam yemeği sipariş etmek istedi. |
| respect | saygı duymak | Candidates should respect each other during the campaign. | Adaylar kampanya esnasında birbirine saygı göstermeli. |
| experiment | deney | We are doing experiment. | Deney yapıyoruz. |
| cooperation | işbirliği | Cooperation is important. | İşbirliği önemlidir. |
| newcomer | yeni gelen | The students shouldn’t vote for the newcomers. | Öğrenciler yeni gelenler için oy vermemeli. |
| during | sırasında, esnasında | Candidates should respect each other during the campaign. | Adaylar kampanya esnasında birbirine saygı göstermeli. |
| step | adım | Describe the steps of the election campaign. | Seçim kampanyasının adımlarını açıkla. |
| hand out | dağıtmak | You should put up posters and hand out flyers or stickers. | Posterleri vermeli ve el ilanları ya da yapışkanları da dağıtmalısın. |
| sticker | etiket, yapışkan | You should put up posters and hand out flyers or stickers. | Posterleri vermeli ve el ilanları ya da yapışkanları da dağıtmalısın. |
| joke | şaka | Talk about your plans and projects but make some jokes, too. | Proje ve planlarından bahset fakat biraz da şaka yap. |
| common item | ortak öğe | What are the common items in all the lists? | Listelerdeki ortak öğeler nedir? |
| voting age | oy kullanma yaşı | The voting age in Brazil is 18. | Brezilyadaki oy kullanma yaşı 18’dir. |
| general election | Genel seçim | When do you have general elections in your country? | Ülkendeki genel seçimler ne zaman yapılmaktadır? |
| democratic | demokratik | In a democratic country, people vote for and elect the leader(s) of their country. | Demokratik bir ülkede, insanlar oy verip verip ülkenin liderini seçerler. |
| envelope | zarf | They put the envelopes with their votes in a ballot box. | Oyları zarflarla beraber oy sandığına koyuyorlar. |
| anchorman | spiker | Finally, the anchorman announced the new president of Brazil. | Sonunda, spiker Brezilya’nın yeni başkanını duyurdu. |
| announce | duyurmak | Finally, the anchorman announced the new president of Brazil. | Sonunda, spiker Brezilya’nın yeni başkanını duyurdu. |
| opinion | görüş | She always asks people about their opinions and listens to them carefully. | O her zaman insanların fikirlerini sorar ve onları dikkatlice dinler. |
| favour | desteklemek | She doesn’t favour anyone or any political group. | Kimseyi ya da herhangi bir politik grubu desteklemez. |
| political group | siyasi grup | She doesn’t favour anyone or any political group. | Kimseyi ya da herhangi bir politik grubu desteklemez. |
| step by step | adım adım | Describe it step by step. | Adım adım açıkla. |
| instruction | talimat | Ask your friend for help, follow his/her instructions. | Arkadaşından yardım iste, onun talimatlarını izle. |
| Throw a dice | zar atmak | Throw a dice, move to the box and answer the question. | Zar at, kutuya ilerle ve soruyu cevapla. |
| acceptable | kabul edilebilir | Fair means right and acceptable. | Adil doğru ve kabul edilebilir manasına gelmektedir. |
| Breaking rules | kurallara uymamak | Breaking rules is not a principle of democracy. | Kurallara uymamak demokrasinin prensibi değildir. |
| principle | prensip | Which is a principle of democracy? | Demokrasinin prensibi nedir? |
| Expressing an opinion | fikir ifade etmek | Expressing opinions freely is a principle of democracy. | Fikirleri serbestçe ifade etmek demokrasinin prensibidir. |
| freely | serbestçe | Expressing opinions freely is a principle of democracy. | Fikirleri serbestçe ifade etmek demokrasinin prensibidir. |
| president | Devlet Başkanı | The president should ask our opinions. | Başkan fikirlerimiz sormalı. |
| bulletin board | bülten tahtası | Hang your poster on the bulletin board. | Posterini bülten tahtasına as. |
| visual | görsel | Prepare a poster using your slogans and visuals. | Slogan ve görselleri kullanarak poster hazırla. |
| attractive | çekici | Create an attractive slogan for each item in your list. | Listendeki her madde için çekici bir slogan oluştur. |
Çocuklara ihtiyacı olan rekabet avantajını sağlamak ve İngilizce konuşma konusunda özgüven kazandırmak için geliştirdiğimiz Konuşarak Öğren Kids platformunu ücretsiz olarak deneyimleyebilirsiniz.
Çocuklar için özel olarak hazırlanan içerikler eşliğinde Amerikalı eğitmenlerle Ücretsiz 3 İngilizce Konuşma Dersi Programımıza buraya tıklayarak başvurabilirsiniz.
Linki sevdikleriyle paylaşan tüm ziyaretçilerimize paylaştığı kadar ücretsiz ders kazanma imkanı sunuyoruz!
Bir çok çocuğun bu ücretsiz hizmet sayesinde Amerikalı eğitmenlerle görüşme fırsatı yakalamasını sağlamak için hemen tıklayın.

